Türk askeri cenge hazırlanıyordu. Biraz sonra kopacak kıyametin heyecanı ile benim de yüreğim çarparken; gözüm batarya dürbününün adesesinde, düşmanı seyrediyordum. Meis, güzel bir Pazar gününün {şen|neşeli} havası {arasında|içinde} tatilin zevkini sürüyordu… Bizim taraftaki harekât ve gürültü gittikçe sükûn buldu. {herkezin|herkesin|hepimizin|her insanın} kulağı, bir ağızdan çıkacak keskin bir kumandayı bekliyor. Ateeeş… Nihayet saat 13.25'te aylardan {beri|buyana|bu yana|bu güne|bu güne kadar} karşısındaki yabancı çığlıklara dişini sıkıp susan dört ağız {aniden|birden|birden bire|ansızın} alev kusmaya başladı…
Dünya {harp|savaş} tarihinde bir ilk olan, 7.7 inçlik dağ bataryasının bir {uçak|tayyare} gemisini 36 dakikada sulara gömen komutu verişini böyle anlatıyor Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul. Batırdığı {uçak|tayyare} gemisi ise, 120 {metre|m.|mt.} boyunda, saatte 24,5 mil {sürat|hız} {yapan|oluşturan} ve {6|altı} {uçak|tayyare} taşıyan ıngiliz bandıralı Ben {metre|m.|mt.} Chree'dir!
Birinci Dünya Savaşı'nı {anlatan|söz eden|ifade eden} tarih kitaplarında, Ben {metre|m.|mt.} Chree, tek {cümle|tümce} ile yer alır: "Batırılan ilk {uçak|tayyare} gemisi"
Mustafa Ertuğrul ve komutasındaki topçu bataryası, o gün Meis Limanı'na demirli {uçak|tayyare} gemisi Ben {metre|m.|mt.} Chree'nin dışında, 200'e yakın yelkenli gemi ve sandalı batırır.
ingilizlerin hayaline {bile|dahi} gelmeyecek bir {meslek|iş} yapar Mustafa Ertuğrul. Meis Adası limanının tam karşısındaki buruna dört sahra topundan oluşan bataryasını, tam iki ay boyunca dağları aşırarak, gülleleri sırtlarında taşıyarak getirirler! Burunda, Ben {metre|m.|mt.} Chree'nin limana girmesini sessizce bekleyen 30 kadar Türk askeri, dünya {harp|savaş} tarihine bir {harp|savaş} gemisini batıran ilk birlik {olarak|şekilde} geçerler. Hem de 7,7 inçlik, dört {cılız|sıska} "sahra topuyla!
ıngiliz ve Fransız donanması raporları, Türk kıyılarındaki "{deli|çılgın} bir Türk bataryası"ndan bahsetmektedir artık…
13 Aralık 1917. Ağva Koyu
Müttefik deniz kuvvetleri, Akdeniz'deki en {önemli|mühim|ciddi} silahlarından birinden {olduğu|bulunduğu} için öfkelidir. Türk kıyıları {sürekli|devamlı} {denetim|kontrol} altında tutulur; motorlar, kayıklar batırılır, yerleşim birimleri {süre|zaman} {süre|zaman} bombardıman edilir. Sabrı taşan Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul, yaptığı yeni bir planı 135. Alay komutanı Alman yarbayına kabul ettirmeye çalışır;
"Müsaade ederseniz, bataryamla, bir gece {aniden|birden|birden bire|ansızın} Antalya'yı terk ederek meçhul bir istikamete gidiyormuş {gibi|benzeri|bunun gibi|bu gibi} yapıp, Ağva Koyu'na gideyim. Limana hâkim buruna bataryamı yerleştireyim. Emrime verilecek bir yelkenli ile bu gemiyi limana sokup avlamaya çalışayım.
{proje|plan} basittir. Bölgenin zorlu coğrafyası ve yol yokluğundan {ötürü|dolayı}, Türklerin askerlere kumanyalarını yelkenli teknelerle dağıtmak {durumunda|zorunda|mecburiyetinde} olduğunu Fransızlar bilmektedirler. Fransız {harp|savaş} gemileri, bu yelkenlileri {sık|yoğun|çok} {sık|yoğun|çok} yakalamakta ve kumanyaya el koyup Türk askerlerinin aç kalmalarına {neden|sebep} {olabilmekte|olmakta|olmaktadır}.
Fransızlara kovalamaktan {zevk|haz|keyif} duyacakları bir yelkenli {gönderir|yollar} Mustafa Ertuğrul. {faaliyet|etkinlik} raporuna yeni bir "başarı" {olarak|şekilde} geçecek bu {basit|kolay|pratik} avı, Fransız kruvazörü Paris ıı, Ağva Koyu'nun içine dek izler. Girmesiyle de, bir hafta {evvela|önce|öncelikle} koya egemen bir noktaya yerleşmiş olan Mustafa Ertuğrul'un bataryası "ateş" komutuyla saldırıya geçer!
Paris ıı, {sadece|yalnızca|sırf} 18 dakikada denize gömülür. {hasım|düşman} donanması {arasında|içinde} {artık| bundan sonra|bundan böyle} efsaneleşmeye başlayan Mustafa Ertuğrul bataryası, 145 atımdan 110'unu gemiye isabet ettirecek kadar ustadır.
Kamikaze botu ile batırılan Alexandra!
Paris ıı'yi kaybeden Fransızlar, Türk kıyılarında intikam fırtınası estirirler. Kıyıdaki yerleşim birimleri durmadan bombardıman edilir.
{uçak|tayyare} gemisi Ben {metre|m.|mt.} Chree'nin ardından koskoca Paris ıı kruvazörünün de bir "dağ bataryası ile batırılması, Müttefiklerin {artık| bundan sonra|bundan böyle} açıktan seyretmeye başlamasına {neden|sebep} olmuştur. Gemilerin topçu menzilinin dışından dolaşması Mustafa Ertuğrul'u durduracak değil ya! Dağ bataryası ile {uçak|tayyare} gemisi batırılırsa, küçük bir balıkçı teknesiyle bir {harp|savaş} gemisi haydi haydi batırılır!
Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul, Paris ıı'yi batırdığı bombardıman {sırasında|esnasında} elinden kaçırdığı Alexandra adlı {harp|savaş} gemisi için dahiyane bir tuzak kurar:
"Herhangi bir yelkenlinin kaburgasını kaplayan iç tahtaları sökülerek, {olası|mümkün} mertebe {fazla|çok} miktarda dinamit kaburga aralarına döşenecek, tam merkezine de bir top fünyesi yerleştirilecek. Fünye halkası bir telle portakal sandıklarından birisinin altına bağlanıp, kaburgalar {tekrar|yine} çakılarak {düzen|seviye} hazırlanacaktı. Birbirine bağlı sandıklar {mutlaka|her zaman|daima} bir vinç {sayesinde|yardımı ile|yardımıyla} kaldırılacaktı ki, fünye dinamiti ateşleyip geminin batırılmasını sağlayacaktık."
Bir "kamikaze botu" {haline|durumuna|biçimine} getirilen yelkenli, kıyıdan açılır. Açık denizde Fransız {harp|savaş} gemisini gören "önceden tembihli" askerler, suya atlayıp kıyıya doğru yüzmeye başlarlar. Fransızlar portakal sandıkları ile dolu bir tekneyi ele geçirdikleri için mutludurlar, {ama|fakat|lakin} ya bu da o "{deli|çılgın} Türk"{şöhret|ün} bir tuzağıysa?
Sandalın üzerine {evvela|önce|öncelikle} bir Fransız bahriye eri çıkartılır. Görünürde bir tuzak {yoktur|yok|bulunmaz|bulunmamakta|bulunmamaktadır}. {ama|fakat|lakin} ya Türkler portakalları zehirlemişse? Sandalın uzağında duran {harp|savaş} gemisi Alexandra'nın güvertesindeki gemi doktoruna birkaç portakal ***ürülür. Portakallar zehirsizdir! Derin bir oh çekilir… Sandal {harp|savaş} gemisine yanaştırılır ve birbirine bağlı portakal sandıklarını gemi güvertesine çıkartmak için vinç çalıştırılır. Buuumm!..
Kurulan tuzağa {düşen|düşüş gösteren|azalan|azalma gösteren} Alexandra, gövdesinde açılan birkaç metrelik delik yüzünden göz açıp kapayıncaya kadar denizin dibini boylar. {harp|savaş} tarihine, belki de "Akdeniz'de Türklerle Müttefikler arasındaki deniz savaşları" adıyla geçmesi gereken, {ama|fakat|lakin} {aslında|gerçekte} {sadece|yalnızca|sırf} 23 yaşındaki bir Türk subayının {us|akıl} almaz başarısının özeti böyle…
Dünya Savaşı bittiğinde, Mondros Mütarekesi gereğince, işgal edilen Anadolu topraklarında, {tüm|bütün} silah ve cephaneye el konuldu. Topların kamaları söküldü. O tarihlerde Aydın bölgesindeki birlikleri denetlemekle görevlendirilen Ben {metre|m.|mt.} Chree'nin eski komutanı Charles R. Samson; "Gösterdiği kahramanlıktan {ötürü|dolayı} bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır" diyerek, Mustafa Ertuğrul'un bataryasına dokunmaz!
Birinci Dünya Savaşı sonrasında kamaları sökülmeyen bu dört sahra topundan oluşan batarya, Kurtuluş Savaşı'na {katılan|dahil olan|eklenen|eklenmiş olan} ilk topçu birliğidir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder